Bu ekibi ilk Uğur Uludağ'ın, Gökhan Semiz'le kanka olmasından bildim ben. Tanrım beni baştan yarat'ı izledim ilk.. Çok sağlam ve ulan oturup ne muhabbet ederiz diyebileceğiniz adamlar.. Tavsiye olunur..
izmit'te biletix filan yok onu bildireyim önce. böyle duvar ilanlarıyla veya internetten haberiniz olursa gidip izleyebilirsiniz.. Hadi iyisiniz ben varım bu sefer. bilet almamda sıkıntılı bi süreç oldu, belirtilen kitabevinden alacaksanız nakitle gidin, kredi kartı geçmiyor. ben kredi kartını uzattım amca "ufo gören masum köylü" gibi baktı karta. gidip nakit çekeyim dedim, kitabevi, işbankın çarşıda bulunan 2 atmsininde tam ortasında sanki, ne tarafa yürüsem bilemedim. para çekip döndüm bileti almaya, hafta sonu 19:15 civarıydı kapanmış kitapçı.. aklıma gelmişti zaten bi gudubetlik olur diye..
son tiyatro maceram, büyükşehir belediye tiyatrosunda, Guguk Kuşu'nu izlemeye diye cumartesi çıktık. öğlen 3 ve akşam 8 olarak iki oyun var aynı gün. biz yetiştik diye 3e bilet alalım dedik. 15 dk. sıra bekledikten sonra, yer kalmadığını söyledi görevli. üzerinden 5 dakika geçmeden 8deki oyunda doldu. ulan bu kadar mı tiyatro gönüllüsü var.. gişe önü boşalınca önümüzdeki hafta sonu için bilet almak istiyorum, çünkü bilet almak büyük uğraş Kocaeli'de. Haftaya yer yok cevabını alıyorum. Ulan bi hafta sonraki oyuna şimdiden geç kalmışız deyip boynu bükük sinemaya The Artist'i izlemeye gidiyoruz.. Salon bomboş..
İzmit'te herkes as yapsada, sanatın ve sanatçının yanındayız fakat her daim gudubetlik devam ediyor hacı abi..
Bloglamaya ara verince ne yazacağınıda bilmiyor insan. Günlük koşturmaca içinde bazen akla geliyor bir şeyler yazmak, sizleri kendimden mahrum bıraktığım düşüncesi akılda yer ediyor. blogger’ın borsadaki hisselerinin değer kaybetmesi, zaytgast vikilik belgelerinin açığa çıkması, blogu bırakıp twitter ve feysbuka yönelmemden kaynaklı o sitelerin daha popüler olması, kaddafi’nin yokluğuma dayanamayıp acılar içinde ölmesi filan hep aynı döneme denk geliyor. Bu acılara bir son vermek istedim.
Efenim bok gibi giden hayatımda tüm gudubetlikler yine beni buluyor. Bense hepsinden kaçacağımı sanıp rakıyla yıkanıp, vodkayla saçlarımı tarıyorum. Alkolik oldum mu acaba?
Sigaraya yeniden başladım yokken. Sigara şirketlerinin, bloga yazmadığım dönemde karlarının düştüğünü gözlemledim. Bunun sebebi; sigarayı bırakmam olabileceği gibi, yazdıklarımı okuyanların efkardan sigaraya yönelmeleri seçeneğinide es geçmiyorum. Sigarayı bırakırken sakız çiğnedim azizim, Sakız. Nikotin sakızı dedikleri nane. Hani bıraktıktan sonra hiç aklıma gelmiyor, diye triplere giriyorlar ya. Külliyen yalan inanmam. Uzun zamandır içiciyse kesinlikle canın çekiyor ama bi süre sonra unutuyorsun alışkanlığını. Fakat sigara içmenin zevkli olduğunu bildiğinden yine seni cezbediyor. Neyse 3 gündür filan 1 paket sigarayı bitiremesemde artık sigara içiyorum. Sigara şirketleri rahat edebilirsiniz, yazı bile yazdım daha ne yapaydım.
Sevdiğim kadının ağzına sıçmamdan bütün bunlar. Sigarayı yine bırakabilirim, traş olur, duş alırım ee sonra? Sonra yanında hayatının kadınını görmek ister insan ama göremez, aynı kısır döngü başlar..
Ha bu arada bıyıklarım acaip uzadı, sigara içmeyede başladık ya sararır diye korkuyorum. Bildiğin bıyık var la bende. Sakalda var yeni yetme solcu gençler gibi.
İzmit istanbul arası otobanda yol açık, kar erimeye başladı. Sevgiler hepinize efem.
Olmuyorsa zorlamayacaksın, diye bir klişe var. Böyle bazı klişelerden nefret ederim ben, işte bu onlardandır sayın gargarayapanlar. Olmuyorsa olmuyor diyip işin içinden çıkabilmenin, kolay yolu seçmenin tetikçisi, destekçisidir bu. Zoru görünce kolayı seçmek doğru gelmiyorsa, kafam rahat değilse ısrar ederim ben. Saçmalasamda, kimine göre gerzek olsamda ısrar ederim. Kemal Sunal’ın kız tavlamak için aldığı kitapta ne yazıyordu? Israrcı olun, sonrası unutulmaz replik; Çok iyi dans ve ısrar ederim. Dans edemesekte, onda bile iki duble alıp ısrarcı olursak ortaya birşey çıkıyor.
...Olmaz deme oldururuz, hem saçını hem başını yoldururuz, nice güller açsa bile biz alayını soldururuz... Grup vitamin dinledim küçükken, tabi çok küçükken değil Ferdi dinlememde aşağı yukarı aynı döneme denk geliyordu sanırım. Edebiyat öğretmeni dalga geçiyordu Ferdi dinlediğimi öğrendiğinde, ben gururla söylüyordum herkes gülüyordu. Çantalarına Metallica yazan ilköğretim gençliğinin yanındaydım, nasıl bi psikolojiyse o yaşta Ferdi dinleyip sonra la is la bonita’yla tanıştım. Ortaokulda çaldığımız flüt ki hırsızlık değildi buradaki çalmak, onun motivasyonuyla müzik anlamında bir gerileme olması normaldi. Israr etmekten yola çıkıp nasıl buraya gelmişim anlamadım ama yazmak istedim. Konuşamıyorum zira son zamanlarda, kimseye anlatamıyorum. Söylediğime bile anlatamıyorum, konuşmak anlatmaya yetmiyor, gudubetlik var ya beceremiyorum.
Herkes düşman oluyor, herkes yanıldığımı söylüyor. Biz ne yanılgılar gördük ama o son dakika golünü atamadan bu maçı bitirmem hakim!! Bu da mı gol değil ulann!! Sabah 5e kadar sokakta içirecek kadar ofsayta düşmüşüm hacı. Hacı daha samimidir di mi bize. Hafız çok adabazar kokuyo en iyisi hacıdır, hacı.
Artık karıştırmaya başladım araç hangisiydi, amaç hangisiydi. Birey olamamıştık zaten, ona rağmen bireysel düşünebiliyorduk. Belkide birey olamadığımızdan dedik.. biz başkalarının hayatını yaşıyormuşuz, keşke demeseydin.
Bunları düşünürken dilenci yapıştı, 1 lira istiyor çok değil. Biz neleri feda etmiştik oysa mutlu olabilmek için. Bir tek dilenciler yaklaşır olmuştu artık, mecbur kalanlar yani. kimseyle sohbet etmeyen, aksi huysuz ihtiyarlar gibi olmuşuz. Bir koku var, gırtlakta bir yanma, bacalardan çıkan dumanlar çok önemli değil. 5 dakika sürüyor nasıl olsa. Frodo Baggins yüzüğü Dilovası’na kadar getirir nasılsa. Getirse bile o yüzüğü çaldırma ihtimali çok yüksek buralarda. Resul Balay’da aynı pislik içinde yitip gitti. Görmezden geliyorduk sadece, biri bizi dürtene kadar.
Hazlar değişiyor muydu yoksa tamamen yitip gidiyor muydu? Neydi ulan bu boğazımdaki yutkunamadığım şey. Tedaviye cevap veremiyorum galiba sorun bende.
akşam saati aradı arkadaş; olm sen anlarsın böyle şeylerden, atmden para çekiyordum, parayı alana kadar banka parayı geri aldı, içine çekti. ne yapıcam ben şimdi? bilişim dehası olduğum için filan değil, böyle gudubetlikler beni bulduğundan başıma gelmiştir diye aramış. kapatırkende genç veremliler dedi.
****
Kırtasiyeye fotokopi çektirmeye girdim, hani şu eski mahalle kırtasiyesi, sigara içmekten bıyığı sararmış bir emekli amca, 2 kimlik fotokopisini çekmesi 5 dakika filan aldı. o vakitte etraftaki kitap defter filan baktım bende. vakit geçmedi bi türlü, ajandalar ne kadar? diye sordum, sanki ilgileniyormuş gibi. maksat vakit geçsin laf olsundu. fiyatları üzerinde yazıyor dedi. ulan o kadar bakmadımki ben. ardından bir genç içeri girip zerre dinlemediğimden neresi olduğunu bilmediğim bir yerin adresini sordu amcaya, çocuğa güzelce tarif etti, buradan aşağı doğru git hemen sağda dedi, o kadar yani düz gidip sağına baktığında görecek. Genç adam benim kırtasiyeci amcaya bir soru daha sordu: kaç metre yürücem yani kaç metre sonra görürüm? kıratsiyeci amca: 112.5 metre kadar sürer. çocuk eyvallah dedi çıktı gitti, amcayla gözgöze geldik bıyık altından gülüp fotokopileri uzattı. (ajanda bir şey değil. ne mallarla uğraşıyorum ben bakışıydı bu)
ayrıca yıl olmuş 2011, hala kırtasiyeci amca mı kaldı ya.
merhaba sevgili bloggerlar. hala okuyan var mıdır buraları bilinmezama ben dönüp okuyorum arada ne yazmışım diye.
dün izmite bimeks açıldı. hani şu utfak robotundan cep telefonuna, televizyondan tansiyon aletine kadar her türlü zımbırtıyı satan mekan. çok ucuzmuş dediler, bundan faydalanırız belki diye arkadaşlarla gittik. akşama doğru gidelim kalabalık olmaz dedik. polis yazılı barikatlar vardı mağazanın önünde ve sıra. biraz bekledik ve girdik. sanki kızılay dağıtırmışçasına saldırdık ota boka. saçma sapan şeyler satın alırken buldum kendimi. sanki başkasının elinden kapıyorum hissi var ya. bitiriyordu az daha beni. ibo ve özgür'le gittim mağazaya. ibo bi fotoğraf makinası aldı. aralardaki atraksyonları atlıyorum ama güvenlikler sanki hırsızmışsınız gibi içerde dolaşıp sizi kesiyor mesela çok ayar bi durum. o sıra herkes apaçi gibi her şeyi almanın peşindeyken pek sallamıyor ama potansiyel hırsız gözüyle bakıyorlar size.
neyse efem fotoğraf makinası aldı dedik. çıktık otoparkta arabaya bindik. ben arka koltuğa geçtim makinayı kutusundan çıkarıp bakıcam. ibo'nun akşam kutuyla uyuma hevesinide kaçırmak var tabi ama kutuyu açtığımda içinden bir makina çıkmaması sonrası beş dakika ön koltuktakileri inandırmam sürdü. "hadi lan git başkasıyla dalga geç" "pouhaha ne diyon olm sen" v.b. laflar etselerde sonradan hepimiz ağzımız açık kaldık. gidip mağazaya mıkmık yaptım. eleman aldı elimizden boş kutuyu döndü bi üstümüzü başımızı süzdü çapulcu bunlar filan diye güvenlikleri çağıracak derken bi dakka beyefendi ayağı yaptı. bilgisayardan kayıtlara bakmacalar gidip birileriyle konuşmacalar filan tam adamı verem edecek durumlar. niye bize denk geliyor arakdaş böyle şeyler. dedim bu mağazanın müdürü filan yok mu ne diye bekliyoruz biz. "bu işi ben çözemezsem kimse çözemez" dedi eleman. vuuuvv adamım fenasın ama bi boku beceremedin lan işte. yine geldi müdürün allahın kekosu bi herif o da nasıl müdürse. en sonunda olay çözüldü ve başka mağazadaki teşhir ürünüyüş orda kalmış filan. e dedim az önce üretici firmaya bok atıyordu sizin eleman? mal gibi mi duruyoruz ya. adam panasonic firmasında oluyor böyle şeyler dedi ya. lan beni vur daha iyi. süper gerizekalı filan olmam lazım ona inanmam için. yeni kutuyu aldık açtık makina var. sonra 20 kişi olan kasanın önünde tekrar sıraya geçmemizi istedi zeki(!) oğlan. orda patladım artık. nasıl olsa makinayı aldık ki az daha hırsız pozisyonuna düşecektik. başladım şoparlaşmaya. zaten az önce boş kutu için sıra bekledik sen neyin peşindesin. iyi plazma almadık hafif kutuyla eve giderdik dedik. sonra amerikan filmlerindeki gibi lütfen sakin olalım demeye başladı etrafta güvenlik dolu. neyine sakin olucam ya az önce sıra bekledim ve boş kutu sattınız bana dememle bütün müşteriler kıllandı. sağdan soldan ne oldu diye soranlara hemen abartarak anlattım ki heriflere uyuz oldum daha da gitmem oraya. sonra kasada işlemi yapıp çıktık. o kadar veremliyiz ki çıkınca makina sende mi dedi özgür. yok dedim sen almadın mı? bu sefer kasada bırakıp çıkmışızo gazla. var var bizde bi gudubetlik bi veremlilik mevcut..
bir küstüm her şeye ki artık ne denizleri paklar beni ne masmavi gökleri memleketimin
yanaktaki yaşa endeksli uzak bir yalnızlık düşündeyim çekip gitmek var alıp elime elini yitip gitmek var varsın olmasın yüreğimi titreten şarkılar varsın olmasın yitirilmiş dakikalar sokaklarda buğulanan göz benimdir unuttuğum dostlar benim artık çok iyi biliyorum anlıyorsun yaş kemale erince bir kez gittin mi hep yolcusun gayrı
dokuz sekizlik majör notalar düşlerim sonra gözlerim, melekler şehri ufuklarında seni ağlarım usulca sana ağlarım ne melekler görür beni ne şehri beni sensiz yapan zaaflarımın bedeli bir bilsen her dakka seni öptüğümü ucuca eklenen cigaralarda bir bilsen
dudaklarım kasılır erkekliğe toz kondurtmaya kondurtmaya ıslanır yanaklarım kalp sana el klavyeye vurgun bilmem ki bu hep böyle gider mi “şu kahpe dünya seni bana düşman eder mi”
bir kez olsun diye yalvarırım allaha bir kez olsun kaybetmesem hep bunu düşlerim mesela mesela hep seninle hep daha güzel hep aynı güneşe hep beraber uyandığımız sabahları dostlarla hep beraber coştuğumuz karanlıktan hep beraber korktuğumuz yarınları bir gün olur mu diye düşlerim ama bilirim olmaz o bizi düşünmez olsun nasılsa “su akar yatağını bulur”
valla öyle bir küstüm ki ölüm bile döndürmez beni otuz yaşında bir delikanlıyı durup dururken ağlatan bu hayat artık paklamaz beni otuz yaşında bir delikanlıyı yalnız bırakan bu hayat artık aklamaz beni otuz yaşında bir delikanlıyı çocuktan, sanattan, aşktan nefret ettiren bu hayat artık saklamaz beni otuz yaşında bir delikanlıyı kendinden bıktıran bu hayat artık beklemez beni otuz yaşında bir delikanlıyı pes ettiren bu hayat artık zaten bi daha yoklamaz beni
iş bu yüzden yani sırf bu yüzden hoşçakal kontes gidiyorum nereye mi?